QME Doktrini: İsrail’in ABD Destekli Nitelikli Askerî Üstünlük Stratejisi ve Türkiye İçin Anlamı
Terör şebekesi İsrail ve Gazze’nin kasabı olarak anılan eli kanlı Başbakan Netanyahu, her geçen gün yeni savaş suçlarına imza atarken, bu yıkımın, katliamın ve soykırımın en büyük destekçisi ise kuşkusuz ABD ve Donald Trump olarak karşımıza çıkmaktadır. Trump’ın soykırıma verdiği desteği, bizzat kendi sözlerinden ve İsrail Parlamentosu Knesset’te ifade edilen şu cümlelerden açıkça görmekteyiz: “Bibi beni defalarca aradı ve silah istedi. Benden adını bile duymadığım silahları talep etti. Biz de bu silahları verdik ve çok iyi kullandı. Barış güçle sağlandı.”

Yönetici özeti
DONALD TRUMP — KNESSET
“Bibi beni defalarca aradı ve silah istedi. Benden adını bile duymadığım silahları talep etti. Biz de bu silahları verdik ve çok iyi kullandı. Barış güçle sağlandı.”
Temel bulgular
Bir Strateji Başlığından Fazlası
İsrail’in “Nitelikli Askerî Üstünlük (QME)” doktrini, sadece bir askerî strateji başlığı değil, ABD tarafından yasal güvence altına alınmış ve bölgesel güç dengelerini tek taraflı şekilde İsrail lehine dizayn eden bir siyaset aracıdır. F-35 programı, devasa savunma finansmanları, sertifikasyon süreçleri ve Orta Doğu’ya yapılacak tüm silah satışlarının bu çerçevede şekillenmesi; bölgede adil, dengeli ve istikrarlı bir güvenlik mimarisi oluşumunun önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Gazze, Lübnan, Suriye, Katar ve İran örnekleri, bu üstünlüğün sadece bir savunma konsepti değil, pratikte saldırgan ve yıkıcı operasyonlara dayanak oluşturduğunu da açıkça göstermektedir.
Bağımsız Bir Stratejik Pozisyon Zorunluluğu
Bu sebeple Türkiye, sadece savunma sanayisini güçlendirmekle değil, aynı zamanda bu doktrin üzerinden şekillenen emperyal güvenlik mimarisini teşhir etmek ve buna karşı siyasi, diplomatik ve askerî anlamda bağımsız bir stratejik pozisyon inşa etmek zorundadır. Zira İsrail’in ABD destekli askerî üstünlük rejimi, sadece Filistin halkını değil, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu, caydırıcılığını ve stratejik hareket alanını da hedef almaktadır. Türkiye’nin kendisi ve komşularının güvenlik çıkarlarını ve bölgesel denge iddiasını koruyabilmesi; bu tek yanlı üstünlük düzenine karşı güçlü, kararlı ve çok boyutlu bir duruş geliştirmesine bağlıdır.
Türkiye'yi Doğrudan Hedef Alan Bir Baskı Aracı
Türkiye açısından bakıldığında “Nitelikli Askerî Üstünlük” doktrini, sadece bölgesel dengeleri belirleyen bir strateji değil, doğrudan Türkiye’nin savunma mimarisini, hava güvenliğini ve bölgesel hareket kabiliyetini sınırlamaya yönelik bir baskı aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin F-35 sürecinden dışlanması, CAATSA yaptırımları ve savunma alanında kısıtlamalara maruz bırakılması; ABD’nin, İsrail’in üstünlüğünü tehdit edebilecek her türlü askerî denge ihtimalini daha baştan ortadan kaldırma politikasının somut tezahürleridir. Netanyahu’nun Türkiye’ye F-35 verilmesine yönelik sert itirazları da aslında İsrail’in, Türkiye gibi bölgesel bir güç karşısında askerî alanda tek taraflı bir avantajı muhafaza etmekte ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir.


